Prostat Kanseri ve Fitoterapi

0
544

Benign Prostat Hiperplazisinde ( İyi Huylu Prostat Büyümesinde) Fitoterapi

BPH, 45 yaş üstü erkeklerin ortalama üçte birinde görülen hem idrar depolama, boşaltma ve işeme sonrası semptomlara yol açan, hem de olguların yaşam kalitesini bozan bir durumdur. BPH’ye bağlı alt üriner sistem semptomlarının tedavisinde fitoterapötik ajanlar uzun zamandan beri klinik pratikte yer almaktadır. Bu amaçla otuzdan fazla bitkisel kaynaklı molekül veya madde kullanılmaktadır. Bunların bir kısmının etki mekanizması, klinik etkinliği ve güvenlik profilleri bilinmekle birlikte büyük bir kısmının ise bu sayılan özellikleri hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Günümüzde BPH tedavisinde en sık kullanılan fitoterapötik ajanlar aşağıda sıralanmıştır

  Serenoa Repens (Saw Palmetto, Sabal Serrulata)

BPH tedavisinde kullanılan en popüler bitki ekstresidir. Amerikan cüce palmiye ağacının kurutulmuş meyvesinden elde edilir . Günümüzde Avrupa’da geniş bir kullanım alanı bulmaktadır. Almanya ve Fransa’da ise BPH tedavisinde kullanılması için kabul almıştır . Türkiye’de de ticari preparatları mevcuttur.

Yapılan çalışmalarda bu bitki ekstresinin prostat üzerinde birden fazla etki mekanizmasının olduğu öne sürülmektedir. Bunlar, anti-inflamatuvar, anti-androjenik, proapoptotik ve düz kas gevşetici etki olarak özetlenebilir . BPH tedavisinde kullanılmasını sağlayan bir diğer etkisi ise α1 adrenerjik reseptörler aracılığı ile yaptığı düz kas relaksasyonudur. Birçok yapılan araştırmalarda BPH’ya bağlı gelişen şikayetleri rahatlattığı bildirilmiş ise de bazı çalışmalarda etkin bulunamamıştır. Prostat ilaçlarına ek olarak kullanılabilir. . Fitoterapötik ajanların BPH’ye bağlı gelişen AÜSS’yi tedavi etmedeki başarısını inceleyen CAMUS (Complementary and Alternative Medicines for Urological Symptoms) çalışmasının ön sonuçları incelendiğinde, S. Repens’in standart dozda (2×160 mg/gün) kullanılmasının bir yıl sonunda üriner semptomlarda plaseboya göre anlamlı bir iyileşme sağlayamadığı gözlenmiştir

  Pygeum Africanum (African Plum)

Afrika erik ağacının kabuğundan elde edilen Pygeum Africanum (P. Africanum) Avrupa’da hafif ve orta derecede AÜSS olan BPH’li olguların tedavisinde otuz beş yıldan daha fazla bir süredir kullanılmaktadır. Avrupa’da marketlerde “Tadenan” adı ile satılmaktadır.

Etki mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte büyüme faktörü inhibisyonu, anti-inflamatuvar ve anti-androjenik etki gösterdiği tespit edilmiştir. P. Africanum antiandrojenik aktivitesini ise DHT ile etkileşime girerek göstermektedir. Yapılan çalışmalarda P. Africanum’un DHT’nin etkisini baskılayarak işeme semptomlarını azalttığı ve prostat hacmini küçülttüğü gösterilmiştir.

  Secale Cereale (Rye Pollen; Çavdar Poleni)

Çavdar poleni olarak da bilinen Secale Cereale (S. Cereale), özellikle Japonya, Batı Avrupa ve Arjantin’de BPH’ye bağlı meydana gelen AÜSS’nin tedavisinde kullanılmaktadır. Marketlerde “Cernilton” adı ile satılan formu İsveç gibi ülkelerde yetişen çeşitli bitkilerin polen ekstrelerinden hazırlanmaktadır. Kesin etki mekanizması bilinmemekle birlikte, prostatik hücre büyümesini inhibe ettiği ve alfa adrenerjik reseptör blokajı yaparak düz kaslarda gevşemeye neden olduğu düşünülmektedir. Ayrıca androjen metabolizması üzerine etki ettiği de  çalışmalarda gösterilmiştir.

  Hypoxis Rooperi (South African Star Grass)

Almanya’da tek başına “Harzol” adı ile satılmakta olup kombinasyon preparatı olarak ise “Azuprostat” adı ile satılmaktadır. Hypoxis Rooperi (H. Rooperi) içindeki etken madde β-sitosterol’dür. Prostat üzerine olan etkisi hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte prostat büyümesinin inhibisyonu, anti-inflamatuvar, anti-androjenik ve anti-östrojenik aktivite gösterdiği düşünülmektedir. H. Rooperi genellikle 125-250 mg/gün dozlarda kullanılmaktadır. Yan etki insidansı nadir olup genellikle olgular tarafından iyi tolere edilmektedir.

  Urtica Dioica (Isırgan Otu)

Isırgan otunun kökünde suda ve alkolde çözülebilen lektinler, fenoller, steroller ve lignanlar bulunmaktadır. Bu bitki ekstresinin BPH’ye bağlı gelişen AÜSS üzerine etkisini inceleyen bir çalışmada, 226 olgu bir yıl süre ile Urtica Dioica (U. Dioica) (459 mg/gün) ve plasebo grubu karşılaştırılmış. Çalışma sonunda, U. Dioica’nın IPSS değerlerini plaseboya göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde düşürdüğü gözlenmiştir (5,7’ye karşı 4,7). Buna karşın, U. Dioica’nın yaşam kalitesi, idrar akım hızı ve işeme sonrası rezidüel idrar miktarı üzerine olan etkisi plasebo ile benzer bulunmuştur.

  Ganoderma Lucidum

Ganoderma Lucidum (G. Lucidum) uzak doğuda ve Japonya’da birkaç yüzyıldır kullanılan yenilebilir ve tıbbi bir mantar türüdür. Yapılan çalışmalarda G. Lucidum’dan elde edilen ekstrelerin güçlü bir şekilde 5 alfa redüktaz inhibisyonu yaptığı gösterilmiştir. Yine bu bitki ekstresinin ratlarda testosteron ile indüklenen ventral prostat büyümesini de önemli ölçüde inhibe ettiği gösterilmiştir. Bu bitki ekstresinin AÜSS olan olgulardaki etkinliğini değerlendirmek için yapılan bir çalışmada, olgular G. Lucidum (6 mg/gün) ve plasebo grubuna randomize edilmiş ve olguların tedavi öncesi ve 12 haftalık tedavi sonrası IPSS, üroflovmetrik parametreleri, prostat hacmi, işeme sonrası rezidüel idrar miktarı, serum PSA ve testosteron değerleri incelenmiştir. Çalışma sonucunda, G. Lucidum ile tedavi edilen olguların IPSS skorlarında plaseboya göre istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme olduğu, diğer çalışma parametrelerinde ise bu farkın gözlenmediği tespit edilmiştir. G. Lucidum’un olgular tarafından herhangi bir ciddi yan etki olmaksızın iyi bir şekilde tolere edildiği de bildirilmiştir.

BPH Kılavuzlarında Fitoterapötik Ajanların Yeri

BPH’nin medikal tedavisinde fitoterapötik ajanların yeri konusunda Avrupa ve Amerika Üroloji Dernekleri (EAU ve AUA) tarafından yayınlanan kılavuzlarda çeşitli öneriler bulunmaktadır. EAU kılavuzunda “fitoterapötik ajanların etki şeklinin bilinmediği, birkaç randomize klinik çalışma da ümit verici sonuçlar elde edilse de biyolojik etkisinin net olmadığı, bundan dolayı BPH’ye bağlı olarak AÜSS gelişen yaşlıların tedavisinde önerilmediği” belirtilmektedir. AUA kılavuzunda ise “fitoterapötik ajanların etki mekanizması, etkinliği ve güvenilirliği çok merkezli klinik çalışmalarla iyi bir şekilde ortaya konmadığı için BPH’nin tedavisinde şu anda önerilemeyeceği” bildirilmektedir. Buna rağmen, tüm kılavuzlar bitki ekstrelerinin ilgi çekici bir yaklaşım olduğunu ve gelecekte takip edilmesi gerektiğini söylemektedirler.

PROSTAT KANSERİ VE BİTKİLER

Prostat kanseri  görülme oranı, Kuzey Amerika ve Kuzey Avrupa’da yüksek, Akdeniz ülkelerinde orta düzeyde, Çin ve Japonya gibi Asya ülkelerinde düşük düzeylerdedir. Göçmenler arasında izlenen risk değişiklikleri, etnik ve coğrafik gruplar arasındaki Prostat kanseri görülme sıklığı ve ölüm oranlarında ki dikkat çekiçi değişiklk, Prostat kanseri gelişimini etkileyen diyet faktörlerinin araştırılmasına ön ayak olmuştur. Son yıllarda, sağlık hizmetinde tamamlayıcı ve alternatif tıbbın kullanımına karşı farkındalığın artması ve doğal kimyasalların daima güvenli olduklarına doğru olan inanç nedeniyle; kanser ve diğer kronik hastalık tanısı alanlarda ve genel popülasyonda vitamin, mineral ve diğer diyet takviyelerinin tüketiminin arttığı görülmektedir. Prostat kanseri ile ilgili ürünler şunlardır.

  Likopen(Domates ve domates ürünleri)

Domates ve domates ürünleri; folat, Vitamin C (Vit-C), Vitamin E (Vit-E), Vitamin A (Vit-A), flavonoidler ve fitosteroidleri  potasyum ve karotenoidleri içerir. 600’den fazla karotenoid, hem bitkilerden hem de mikroorganizmalardan izole edilmiştir. Yaklaşık 10-15 karotenoid Amerikalılardan alınan kan ve doku örneklerinde tespit edilmiştir. Amerikan diyetindeki en yaygın karotenoidler; `-karoten, _-karoten, likopen, lutein ve `-kriptoksantindir. Likopen domates ve domates ürünlerindeki en bol karotenoiddir ve kırmızı renkten sorumludur. Likopen, Vit-A’ya çevrilemez. Bununla birlikte güçlü bir antioksidandır ve antikarsinojenik özellikleri vardır. Likopen’in antikarsinojenik etkisinin birkaç mekanizma ile olduğu düşünülmektedir. Bunlardan birisi, kanseröz hücrelerin çoğalmasını durdururakrak ,bir diğer ise lipoproteinler ve DNA dahil önemli hücresel biyomolekülleri koruyarak kanser gelişmesini önlemesidir. Likopen’in lipofilik özelliği çok fazladır ve bioyararlanımı; domates püresi, sosu veya pizza gibi yağlı ürünlerle pişirilip tüketildiğinde artar.

1995’de Giovanucci ve arkadaşları domates ürünlerini, haftalık olarak 1,5 porsiyondan daha az yiyenler ile 10 porsiyondan daha fazla yiyen erkekler arasında karşılaştırma yaparak Prostat kanseri gelişme riskinin %35 azaldığını bildirmişlerdir. Bu etkinin, primer olarak domateste bulunan bir antioksidan olan likopen ile ilişkili olabileceği ortaya koyulmuştur.

Yunanistan’da vaka kontrollü bir çalışma Prostat kanseri olmayan 246 erkekle, Prostat kanseri olan 320 erkeği diyet alışkanlıkları kıyaslanmıştır. Prostat kanseri olan olgularda anlamlı şekilde pişirilmiş domatesin daha az tüketildiği(p<0.005), çiğ domatesin ise birazcık daha az alındığı rapor edilmiştir. Yine buna benzer  çok sayıda çalışmalar yapılmış olup bazılarında Likopenin Prostat kanseri gelişimini önlediği, bazı çalışmalar da ise etkisiz olduğu saptanmış olmasına rağmen yeni kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.

 Vitamin-D

Vitamin-D (Vit-D), diyet ve diyet takviyelerinden elde edilmektedir. Ancak asl üretimi ciltde olmaktadr. Vit-D’nin bir prohormonu olan Vit-D3 (kolekalsiferol), gümeş ışığının ultraviyole-B radyasyonuna maruz kalınarak 7-dehidroksikolesterolden cilt hücrelerinde sentezlenir. Vit-D3 veya mantar ürünlerinden ortaya çıkan bir başka Vit-D proformu olan VitD2 (ergokalsiferol), karaciğerde 25(OH)D3’e (kalsidiol) metabolize edilir. Daha sonra prostat dahil böbrek ve diğer dokularda 1_-hidroksilaz enzimi ile biyolojik olarak aktif Vit-D olan 1,25(OH)2D3’e (kalsitriol) dönüştürülür. Genellikle dolaşımda 25(OH)D3 düzeyi, Vit-D besinsel durumunu tespit etmek için kullanılır.

Vit-D’nin, Prostat kanser hücrelerinin disfonksiyonuna veya hücre proliferasyonunun inhibisyonuna, hücre invazyonuna, anjiogeneze ve c-Myc ve telomeraz ekspresyonu dahil değişimin gen ekspresyonuna veya hücre farklılaşması ve apoptozisin indüksiyonuna neden olabildiği gösterilmiştir. İlk defa, 1990 yılında Schwartz ve Hulka Vit-D eksikliğinin Prostat kanseri için bir risk faktörü olabileceğini hipotez olarak ortaya koymuşlardır. Güneş ışığına  maruziyet ile prostat kanseri arasında ters orantı olduğu birçok epidemiyolojik çalışmayla gösterilmiştir. Bu koruma etkisi de, Vit-D üretimine bağlanmaktadır. Bununla birlikte yapılan her çalışma bu fikri tam olarak desteklememiştir. Vaka kontrollü bir çalışma ve meta-analiz güneş ışığının etkileri için sınırlı bir destek sağlanmıştır.

  Yağ Asitleri

Uzun yıllardır yağ tüketiminin Prostat kanseri gelişiminde bir risk faktörü olduğu düşünülmektedir. Yüksek yağ tüketimi hem labaratuar ortamında, hem de canlı deneylerde olarak Prostat kanseri hücrelerinin artmasına sebep olduğu gösterilmiştir. Yine başka bir araştırma yağsız diyetin hormona bağımlı tümör hücrelerinin büyümesini azaltabileceğini göstermiştir. Kırmızı et, en güçlü pozitif birlikteliği gösteren besindir ve çoklu doymamış linolenik asit Prostat kanseri riski gösteren tek yağ asidi olarak bulunmuştur. Hayvansal yağ tüketimi (et ve süt ürünleri) ile Prostat kanseri ilişkisi, yapılan birkaç çalışma ile desteklenmiştir

Her ne kadar birçok çalışmada Prostat kanseri ile yağ tüketimi arasında bir ilişki bulunsa da, bu ilişki üzerinde henüz bir görüşbirliği bulunmamaktadır. Diyetle Prostat kanseri arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalardaki bulguların tutarsızlığı birçok nedene bağlıdır. Örneğin, vaka kontrollü çalışmalarda diyetsel alışkanlıklar, hastaların sorgulanmasına dayanmaktadır. Prostat kanserli hastalar, yüksek yağ tüketmelerinin kansere yol açtığı algılamasıyla ön yargılı davranarak yanıltıcı olabilirler. Her ne kadar birçok epidemiyolojik ve biyolojik çalışma yüksek yağ tüketiminin Prostat kanseri açısından risk olduğu hipotezini desteklese de, bunu tam olarak kanıtlamak için ek epidemiyolojik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.